28 Temmuz 2009 Salı

KafadanCAN Serisi - Bölüm 3

video

Sevgili blogum, seninle görüşmeyeli uzun zaman oldu gibi klişe ve demode bir sözle girişmeyeceğim tabiiki yazıma, bu da zaten "yazı" da değil. Öylesine video altı diye tâbir edilen kelimeler silsilesin. Ulan dedim bari 3D olarak 3. bölümü yapayımda "3" sayısının bir anlamı olsun falan. Yaptım da zaten, ama başıma gelmeyen kalmadı, Aspect Ratio uyuşmazlıkları, FPS sorunları, yok görüntü Safe Frame de değil, sağa kaymış, sola kaymış, resim boyutu ufak, boy-en oranı sapmış falan derken düzeltebileceğim kadar düzelttim. Sizede izleyip yorum yapmak düşer. Mert için birşey söyleyeceğim: INB4 not Kenan Doğulu - Patron

Devamını okuyun

5 Temmuz 2009 Pazar

Dinleyin bi A.Q.

Ağaçlar bile şekillendirilmeye izin verirken, insanlar neden şekillenmek istemezler?
(
İçinden çıkılamaz paradoxlar serisi #2)

Dediklerim çıkıyor bir bir, değer verdiğim insanlar kaybediyorlar ikişer ikişer, hatalarını en acı şekillerde öğreniyorlar dörder dörder, hayatlarını yokuşa sürüyorlar beşer beşer. Dönüp bakın bir arkanıza, ne demişim, ne olmuş, nasıl olmuş. Bunları tek tek gözden geçirin. Kimim ben? Tanrı mı? Mutant mı? İkiside değil, ben sadece kafamı kullanıyorum, bazı söylenenlere karşı yontuyorum kendimi, düşünüyorum, fikir alışverişi yapıyorum, topluyorum, değerlendiriyorum. Sanki dünyanın tüm heykel ustaları tek bir heykel üzerinde çalışıyorlarmış gibi, her kıvrımda farklı bir duygu farklı bir dokunuş farklı bir anlam.


Dinlemesini bilirsen, en aptaldan bile birşey öğrenebilirsin. Tamam ben aptalım, ama sen benden birşey öğrenemediysen benden daha aptalsın, hatta gerizekalının önde gidenisin. Arhanın sevmediği söz ile söylersek "IQ yoksunu bir insansın". Başkalarının hatalarını yaşayarak tasdik etmek embesilliktir. Bir insan eğer "benim doğrum bu" yada "benim açımdan bu yaptığım doğrudur" diyorsa onun yaptığı kesinlikle yanlıştır. "Kendimce haklı olduğum yerler var", ama bu seni gerçekten "haklı" yapmaz ki. "100 kişiyi bıçakladım çünkü kanı seviyorum" ekstrem bir örnek oldu ama yinede her olay aynı anlama geliyor, bunun kaçarı kuçarı yok malesef.

Dediklerim 1 kulaktan girip diğer kulaktan çıkmasın, çünkü eğer ben birşey tavsiye ediyorsam, öğüt veriyorsam, birşey biliyorum ki söylüyorum, yoksa boşu boşuna, birşey söylemek için konuşmam ben. Herkes kafasının dikine gitmekte serbest, ama madem sıçtık, sıvıyalım edebiyatı ise aptallıktır.

Bu yazıyı kısa kesiyorum çünkü 2 aydan beri taslak olarak duruyodu bu. Bu halde bile anlatılmak istenen mevzu anlatılmıştır diye düşünüyorum. Saygılar.

Devamını okuyun

28 Haziran 2009 Pazar

KafadanCAN Serisi - Bölüm 2

video

Aşağı bakıyorum ve doğumunda sarı, ölümünde ise kırmızı olan ufak alev parçaları görüyorum, sonra aklıma COD4'ün bonus bölümünün başındaki sahne geliyor, partiküller emitör'ün yolunu gözlüyor, yerçekimi ise vektörel hızın etkisi altına girmiş bir şekilde son render için saniyeleri sayıyor. Sevgili "Luma"nın katkılarıyla işte karşınıza bu çıkıyor.

Devamını okuyun

KafadanCAN Serisi - Bölüm 1

video

Bundan sonra bazı zamanlarda, kafamda şimşekler çakıp, aklıma herhangi bir fikir geldiğinde, hayata geçirip buraya koyacağım. Bu ilk yaptığım video olduğundan ve "benim imza'm" niteliğini taşıdığından normallerinden daha uzun, daha üzerinde çalışılmış ve daha "az ve öz" stilinde. "Yaptığın video'yu bize ciro et" denipte ücretimi almadığım videolarımın başında artık bu imzayı göreceksiniz.

Devamını okuyun

10 Haziran 2009 Çarşamba

What's Luv?

"Aşkı bilmeyen biri, aşık olamaz ise; hiç aşık olmamış biri nasıl aşkı tadabilir?" (İçinden çıkılamaz paradoxlar serisi #1)

Hemen cevap vereyimde wall of text okumak zorunda kalmayın, ama açıklamaları okumak isterseniz hemen cevabı aldıktan sonra, hemen alttaki paragrafa geçebilirsiniz. Cevap: Gözlem, Kabullenmek. Bu kadar basit. Şimdi açıklamalar...

"Aşk nedir?" diye kasmayacağım malesef, çünkü nasıl olsa kimse bilmiyor yada herkesin kendine özgü cevapları var. Ben biliyor muyum? Bilsem, şuan bu yazıyı yazmak yerine, dolabımda sıkışmış olan 3 hatuna yardım ediyor olurdum. Neyse, farkettiyseniz cevaplar arasında Araştırma, Okuma falan yok. Niye yok? Çünkü hayatınızda yaşayacağınız en özel duyguları, sadece kağıt üzerinde* yazılan bir çift lafa göre şekillendiremezsiniz. Gözlemden başlayalım hemen. Gözlem dediğimiz şey -bana göre- içinde %90 Empati barındırır. %10 ise kendi takdirinize kalmış fikirler silsilesidir. Çünkü bir şeyi anlayabilmek için kendi düşüncelerinizden çok, farklı insanların farklı düşüncelerine kulak asmalısınız, sonra kendi fikirlerinizi ona göre şekillendirebilirsiniz. Sıfırdan yaratılan fikir ya sizi en tepeye ulaştırır yada en dibe, ama -yine bana göre- en garantili yöntem önce gözlem sonra fikir. Çünkü gözlem yaptıktan sonra, eğer göz göre göre yanlış fikirler peşinde koşmadığınız sürece, dibe batmanız imkansızdır. "Aşkın gözü kördür ve çılgınlıkta onun peşinden gider" , tamam aşkın gözü kördür doğru, tamam çılgınlıkta peşindedir doğru, ama bu aşkın gerizekalı olduğunu göstermez. Aşıksanız çılgın şeyler yapmanız doğaldır. Saçmalayabilirsiniz doğaldır. Ama sorun, bu yaptığınız şeylerin mantık çerçevesinde yeri olmadığı zaman başlar. Konudan uzaklaşmayalım, gözlem diyorduk en son. Ben şu an aşk konusunda ne yapılacağını biliyorsam eğer -yada benim bildiğim bir seviyeye kadar- bu tecrübelerimden çok gözlemime dayanmaktadır. Çünkü diğer insanların hangi hareketine, hangi tepkiler geldiği çük gibi ortada, eğer zaten siz kafanızda sıfırdan bir fikir yaratmış iseniz, bunları ignore eder ve yolunuza devam edersiniz, ve aynı hataları sizde yaparsınız.

En basitinden bir örnek olarak: Ben eskiden hep "bana değer veriyorsa gerisi teferruattır." diyordum aşk konusunda, ama Arhan-Zeynep ikilisini gördükten sonra bu fikrim tamamen değişti, çünkü onlar, ne kadar birbirlerini sevmiş olsalar bile, anlaşamıyorlardı. Bu gözlemim beni farklı bir fikre götürdü. "Bir ilişkide en önemli etken anlaşabilmektir." İster uzaylı olsun ister Çorumlu, anlaşabildiğiniz sürece ortada hiç bir sorun yoktur. Yok alttan almaymış, yok derdi içine atmakmış. Anlaşabildiğiniz sürece bunlara gerek bile yok. Anlaşamadığınız zaman alttan alma yada derdi içine atmaya başvurursunuz. Bu yolda çekilen acı kutsal değil tam aksine sizi hayattan soğutur, ezer, biçer, kül eder. "Bazı konularda anlaşamıyoruz ama ben mutluyum aşkımdan" diyen bir insan, ya sevgilisi ile "Twilight mı daha güzel yoksa Nosferatu mu?" gibi saçma bir konuda anlaşamamazlık yaşamıştır, ya da bile bile yalan söylüyordur. Eğer aşkı bilmiyorsanız yaşayarak değil gözlem yaparak öğrenin. Hayatımda sadece 1 adet ciddi ilişki yaşadım, oda sadece 2 ay sürmüştü. E peki o tecrübem birşey öğrettimi bana? Kısmen. Tecrübelerimden öğrendiğim bilgiler %10'unu kapsıyor ise, Gözlem bu bilgilerin %90'ını kapsar. Tecrübe çok önemlidir, ama olmazsa olmaz diye bir kavram yoktur. Tecrübe, yaşadığınız şeyleri aklınıza kazır. Gözlem sadece size bir fikir verir. Ben gözlem yaptığımda aklıma kazıyorum elime geçen bilgileri. Hem Gözlem hem Tecrübe iç içe geçince elinizde ne kalıyor biliyormusunuz? Bilgi. "Çok gezen bilir, çok okuyan değil" diyorlar, külliyen yalan. O gezen kişi yolda giderken Kral Kobra tarafından ısırıldığında tedavisini bilmediği zaman kim kurtarır onu? Tabiiki okuyan kurtarır, çünkü biliyordur o, gidenin gittiği yolda nelerin olduğunu. Biliyorum bu sözlerin fikrini çarpıtıyorum yada çok basite indirgiyorum ama doğru be kardeşim.

Geldik ikinci açıklamaya, Kabullenmek. İlk aşklar her zaman bir deneydir. Bu yüzden işler boka sardığı zaman, üzüldüğünüz zaman acı çektiğiniz zaman bunu kabullenip, "daha ilk deneyimim, olabilir böyle şeyler" diyip yolunuza devam etmeniz gerekli. İlk aşkı ile evlenip sorunsuz yaşayan bir insan ya şanslıdır, yada hiç gözlem yapmayarak, "demekki aşk böyle birşeymiş, hangi insanla çıksam yine aynı şeyler olacak, en iyisi ben bunu elimden kaçırmiyim" diye düşünmüştür. Niye? Çünkü kendi kararını çoktan vermiştir. O yüzden hayatınızda olacak şeyleri kabullenip yola devam ettiğiniz sürece hayatınız yükselişe geçicektir. Çıtanız ne yüksek olsun nede alçak. Hatta o çıtayı alın başka bir kulvara koyun. Yani sırf o düzlemde yukarı-aşağı gitmesin, biraz sağ-sol olayını tattırın o çıtaya. Ve bunu yaparken Allah aşkına biraz hızlı olun ya. "1 yıl peşinde koştum olm sen nediyon?" e o zaman sende ona karşı gerçek hislerini söleyecek yürek yokmuş ne diyim sana. Aşkı** beklemezsin, bekletemezsin, bekleyemezsin. Aşk sınavım var sonra gel demez. Aşk daha yeni ilişkiden çıktım şuan iyi değilim demez. Aşk hastayım sonra konuşalım demez. Aşk doğru anı bekliyorum demez. "Doğru anı bekliyorum abi" dediğin anda zaten o doğru andan kilometrelerce uzaktasındır. Maksimum 2 aydır bir insana ona karşı neler hissetiğini söleme limiti, 2 ayı geçtikten sonra obsesyon başlar, sinir stres başlar, yokuşa sürersiniz kendinizi.

Bu yüzden eğer bir aşk yaşayacaksanız sevdiceğiniz ile, ya olacakları öngörüp ona göre davranmalısınız, yada olmuş olan şeyleri kabullenip hayatınıza devam etmelisiniz. Bu tabiiki "Aşığım olm, ama olacakları kabulleniyorum" demek değildir. Anlatmak istediğim şu: "Ben bu kızla anlaşamam, o yüzden herhangi bir aksiyonda bulunmayayım bari" demek öngörmektir. "Anlaşamıyoruz abi, ikimizde mutlu değiliz, son çare ikimizde ayrılıp, hayatımıza devam etmeliyiz" demek ise kabullenmektir. Bu yazıda burada bitti, ilk paradoxumuzu çözmüş olduk birlikte, geçmiş olsun.

Many receive advice, only the wise profit from it. (Publilius Syrus)
Türkçe meali: "Anlayana"

*: sadece yazı olarak anlamında.
**: hoşlanmak, etkilenmek gibi bir çok anlamda taşıyabilir.

Devamını okuyun

Yeter Artık!

Çığırıcam tüm sesimi dünyaya, açıcam ağzımı, yumucam gözlerimi, söke söke alacağım mutluluğu...





Devamını okuyun